|
|
Dayan Kalbim (09.05.2009)Kalbin mi
kırıldı seninde? Geçmek bilmiyor değil mi günler.. O zamansız
çelmelerin kurbanı olmuş yüreğin dayanmıyor buna.. Söylemek lazım
bilsinler değil mi bunu? Kırık kalpler özlenmez, özleyeceksen eğer
kırmamalısın o kalbi.. Kırık kalpler karayolunun müdavimi yüreğim,
bitmek bilmeyen bu amansız yolun daimi yolcusu olmuş. Hiç sevmiyorum
bu yolu, kimsenin yolu düşmesin buraya.. Her yerde kan var, her
yerde kazalar.. Yürekler paramparça, yolların kenarında öylece
uzanmış ölümü bekliyorlar.. Tatil, bayram dinlemeyen canavarlara ne
demeli? Çok dikkat etmelisin onlara, yüreğini kırmak için bekler
dururlar sinsice.. Kandırmak için yol ararlar. Sahte bakışlarının
esiri olmamalısın onların. Yazan: Cansın Mert |
|
|
Beklemeyi Bileceksin (09.02.2009)Beklemeyi bileceksin. Ve neyi beklediğini çok iyi bileceksin. Gözünün önüne gelecek O, sanki O'nu yaşıyormuşçasına bileceksin tam zamanını.. Ve o zaman çıkacaksın karşısına, avuçlarındaki tüm her şeyi O'na sunmak için.. Yüreğini dizginlemek işte böyle bir şey. O'nu beklerken geçen her saniye, O'nu bir daha tanır ve bir kez daha seversin. Ellerini tutuşunu, gözlerine bakışını hayal edersin. O'nu her düşündüğünde daha önce hiç konuşmamış, hiç görmemiş gibi, yeniden görür kalbin.. Ve O zihninde her belirişinde kalbinin atışını doyasıya hissedersin.
Sokaklarda yürürken küçük bir çocuk görürsün gülüp, oynayan.. Mutsuzsun ama umutsuz değilsin, bıkmamalısın bu yolda yürümekten. Bir gün o küçük çocuğun yerine O'nu göreceğin günü bekleyerek geçmelisin her zaman oradan.. O'nun izinde çakılıp kalsanda, gözyaşlarınla sulansanda, bir gün ağlamazsan sakın kuruma. Geceleri hele hiç sormasınlar sana, tüm kadehler dert ortağın olmuş senin, deli olmuşsun O'nu düşünmekten, gündüzleri yine sakinliğe vurursun. Kuşlar kaçışır yağmur yağdığında, sen beklersin yerinde.. Ağzından çıkan kelimeler gelir aklına, duydukça ıslanırsın. Senin yağmurun O olmuştur artık. Dilediğince ıslanırsın O'nun yağmurunda.. Varsın olsun bin yıl, O'nu beklemekten geçen her dakika. Ardına kadar aç yüreğindeki hayat kapısını.. O kapının hiç bir zaman çürüyemeceğini bilerek bekle O'nu büyük bir sabırla. Fakat şunu da bil ki, O yokken yağan her su damlası bu kapıyı ve yüreğini çürütmeye devam edecek.. Yazan: Cansın Mert |
|
|
Yok Oldun (17.01.2009)Herkes birbirinden suçluydu oysa o gece.. Birbirlerinin gözlerinde kendilerini görmemek için bakışlarını saklıyorlardı. Başka gözlerden kabul görebilmek için yalana göz yumdular. Ama ben peşimdeki gölgeden habersiz, sırtımı yalana, yüzümü güneşe döndüm. Uzun süren kıştan sonra, güzel bir baharı haketmiştim artık. Gözyaşlarıyla biriktirdiğim incilerden birini aşkla bıraktım sana.. Fakat bu emanete layık olmadığını düşünüyordum. Kendimle yüzleşmek için baktım aynaya. O anda ne geçmiş, ne gelecek vardı. Artık sadece sonsuz bir şimdiyle kuşatıldığım an vardı. Bir resim beliriverdi zihnimde.. Onun seni yok etmek için silahla geldiği günler geldi aklıma.. Ve o zaman da sen benim arkama saklanmıştın, aynı böyle.. Korkma benim silahım falan yok. O adamın neler hissettiğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Onunda midesi bulanıyordu demek ki.. Aynı böyle iğreniyordu. Tek farkımız benim silahım yok. Seni bitirmek için, silaha ihtiyacım da yok. Şimdi öldürdüm artık seni. Bittin benim için. Yok oldun, yoksun. Hatalar parlak cismi yansıtan ayna gibi gözlerine tutulmuştu.. Öfke ve nefretle kamaşan gözlerin, bir şey göremiyordu şimdi. Bitti işte.. Ben hastalığı yendim. Şimdi sen artık istediğini zehirle, istediğin kadar zehirlen umrumda değil.. Yaşananlar yüzünden yaralı bir savaşçı gibiyim. Şimdi düştüğüm yerden dersimi almış olarak kalkacak, bir kez daha omuzlarımdaki yükle çarpışmaya devam edeceğim.. Derleyen: Cansın Mert
|
|
|
Gözyaşları (10.01.2009)Sen benim gözümde hala küçük bir kız çocuğusun. Hala sokaklarda dilediğince koşan, elma şekeri dudaklarının çevresine yapışmış, gözlerindeki parlak güneşi kaybetmemiş bir çocuksun. Dilediğince oynayabilirsin sokaklarda gündüzleri, ama dikkatli olmalısın, zamanın nasıl geçtiğini anlamayabilirsin eğlenirken. Tanımadıklarınla konuşma, onların sana vermek istediği hiç bir şeyi kabul etme. Malum içlerinde kötü niyetli olanlar olacaktır. Dünya böyle bir yer, dikkatli olmalısın. Vakit geçmek bilmiyor değil mi sokaklarda?.. Ne zaman saatin durduğunun farkında değilim bende.. Etrafıma baktım fakat hiç kimse göremedim zamanı soracak. İşte zaman kavramı böyle kayboldu bende.. Onu aramaya çıktım bende senin gibi sokaklara, bulabilecek miydim bilmiyorum ama onu aramam gerekiyordu. Ve seni gördüm parkta, salıncakta sallanırken.. O kadar yükseğe çıkıyordun ki, sanki gökyüzü ile bütünleşen melekler gibiydin. Gülüşünü o kadar uzaktan görebiliyordum. Sen gülüyordun, tüm dünya gülüyordu.. Öylece duruverdim o an. Sendeki o ışığı gördükten sonra, zaman benim için tekrar başlamıştı. Seni saatlerce izleyebilirdim o salıncakta.. Yaklaştığımda gördüm ki; aman Allah'ım gözlerinden dökülen şeyler gözyaşı olamazdı. Buna inanamadım, o güleç yüze yakışmıyordu
gözyaşları.. Hayatın acımasızlığına aldırış etmeden gülüyordun. Fakat
içinde kalan yaraların dinmediğini anladım, hemen yanına koştum.. O
çaresiz yüreğini ısıttım, yorgun düşen gözlerini sildim hemen
ellerimle.. Yanakların pamuk şekeri gibiydi, ısırmamak için kendimi zor
tutuyordum. Gözlerini her kırptığında bir damla yaş akıyordu yüzünden,
hiç bıkmadan sonsuza kadar silebilirdim gözyaşlarını fakat yine ay
doğuyordu. Karanlık çökmeden evine bıraktım seni, geceler sana göre
değil biliyorsun. Yazan: Cansın Mert
|
![]()
|
Çıkmaz Sokaklar (30.11.2008)Yazıcam bu gece yine ama her zamanki gibi kelimeler, cümleler beklemeyin benden, sade olacak.. Bu sefer gözyaşlarım dingin olmayacak, deli gibi akacak yollarından. Akmaktan yorulacak, durup onlar ağlayacak bu sefer için için.. Deli gibi içmek istiyorum. Daha beş dakika geçmedi, üçüncüyü yuvarlıyorum tabiri caizse.. Ben yuvarlanıyorum aslında, yüksekler bana göre değilmiş demekki, demekki nerede olursan ol aslında avucunda bir şey yokmuş.. Ne kaldı ki ellerimde şimdi, loş boş bir oda, içinde sadece senin anıların..
Yazan: Cansın Mert |
![]()
|
Sadece Gel (04.11.2008)Hala sensiz geçiyor günlerim, öylece oturuyorum o sarı tahta
sandalyemde. Ne zaman geleceksin diye sormuyorum sana,
sormuyorum çünkü sende bilmiyorsun ne zaman beni kollarının
arasına alacağın zamanı.. Kollarımı koyacak bir dayanağım, bir
masam bile yok. Ellerimi kenetlemişim birbirine, sanki onlar
seni yaşıyormuşcasına.. Ben hariç keşke herkes bir dağa tırmansaydı. Artık görmelerini istemiyorum çünkü düşüşlerimi.. Savrulan rüzgarların sebebi ben olmak istemiyorum artık!.. Sana hiç bir zaman ulaşamasam bile, hiç bir zaman solmayan dağlardaki açan mis kokulu çiçeğim ol benim. Mor yapraklarını çevrendeki kayalar korusun, koparamasın, dokunamasın hiç birine hiç kimse.. Sadece izleyebilsinler güzelliğini uzaktan. Kıskanıyorum seni bağışla, ben sonbaharın sonlarına yaklaştım. Biliyorsun bunun sonu uçsuz bucaksız beyazlar. Beyazlarla bir olmadan gel yüreğime. Senin yerin hiç bir zaman değişmedi bende. Çocuk olduğumuz
günler geride kaldı fakat adını kazıdığım ağaç hala aynı
yerde. Başka hiç bir sevgiliye vermemiştir bedenini.
Kazımıştır bedeninden ruhuna bizi, görmüştür o da bu büyük
sevgiyi.. Gide gide imlâm bozuluyor. Sözcüklerim darmadağın
oluyor zihnimde, aktarırken beyazlığa göz yaşlarım mürekkebi
zehirliyor, yazamıyorum.. Yazan: Cansın Mert
|
![]()
|
Yol Arkadaşım (15.07.2008)Duruyorum öylece karanlığın tam ortasında, yüreğimdeki güneşin batışını hissediyorum. Ölüyor gibiyim, sol yanımdaki sızı hiç bir hastalıkta görülmemiş bu güne kadar.. Gündüzleri tekrar görebilecek miyim yansımaları, yüreğim buna yardım edecek mi, tekrar pembe gözlüklerle görebilecek miyim her şeyi?.. Aslında gözlük takmam ben, gözlerim öyle görmesini bilirdi güneşim varken. Abartmıyorum sızımı bunu ancak yaşayan bilir, ayrılıkları yağmurlar bilir ve her damlası bu ateşi söndürmek için çabalar, fakat başaramaz.. Yazık olur boşa yanan kalplere, üzülürüz güneşi bir daha doğmayan yüreklere.. Güneşim kim bilir şimdi nerede.. Acayip bir haldeyim, beni bu halde görmeyin ne olur. Saçlardaki aklarımın sebebini sormayın, söyleyemem.. Acemi bir terzi gibi yamamaya çalışıyorum ruhumdaki sökükleri fakat başaramıyorum, o kadar acemiyim ki bu konuda. Ve bir o kadar da hassas.. Hayatın acımazlığı olarak algılıyorum bunu ama bununla barışık kalmaya çalışıyorum çünkü esas olan senin ne kadar vurduğun değildir. Senin ne kadar ayakta kalabildiğin, ne kadar direnebildiğin, ne kadar ilerlediğin önemlidir. Acıbadem kurabiyesi aldım elime bir yandan onu ısırıyorum, bir yanda duygular yansıyor bu cümlelere.. Hayatta tıpkı bu kurabiye gibi değil mi, acımasızdır. Güçsüzlüğünü gördüğü anda seni tekmelemeye başlar fakat gönül gözüyle görebilen içindeki tatlılıkları hissetmeye ve yaşamaya başlar. Bu bir bağlamda acıklı komedidir. Acile götürün beni biran önce, yüreğimdeki güneş tam anlamıyla sönmeden geri döndürün bunu.. Yoksa ben nasıl hayatıma devam edeceğim?.. Aç acına yaşıyorum yıllarca, güneşi hissebilmek beni yaşama bağlamaya yetiyor, o her geçen gün sönükleştiğini bilsemde içimde ufak bir kıvılcım kalana kadar onun bana verdiği son alevini hissedene kadar doya doya yaşayacağım. Yol arkadaşım olmuştun oysa ki.. Oysa ki sırf yol arkadaşım değil, yaşama bağlayanımdın.. Açık sözlü olamadı dilim, gurur denen lanet olası şey çıkıverdi karşıma.. Güneşin tekrar doğmayacağını bile bile susturdu dudaklarımı. Ah adaletsiz günler, biri birine uymayan asaletsiz günler.. Geçip gidin hayatımdan, durmayın buralarda bir saniye bile. Sizin ne işiniz varki benimle, bakın keyfinize.. Ben adapte olmuşum yüreğimin sessizliğine.. Adet edinmişim, gözyaşlarımın süzüldüğü yolları kendime.. Gidiyorum oralarda öylece, güneşin batışını izliyorum ve zaman akıp gidiyor gözyaşlarımla birlikte.. Ellerime konan serçe ayakları misali bir hafifliğin vardı tenimde.. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış gibiyim, dualarımda dinmeyen bir af beklentisi var. Kaderimi yaşıyorum tek göz odada ve bekliyorum çıksın gelsin o af bana, çıkarsın beni karanlığın ortasından. Beyoğlu'nun ücra köşelerindeki meyhanelerdeki dostlarımı da.. Gecemiz gündüzümüz olmuş bizim, rakımız hayallerimiz, mezemiz ümitlerimiz. Gündüzlerimiz ise acılarımız.. Ağır kayıplar veriyoruz gün geçtikçe, dostlarımın yüreklerindeki güneş bir bir sönüyor istemeselerde.. Onlara dua ediyorum mezarlarının bir köşesinde. Oturmuş okuyorum güzelliklerini gecelerce.. Bir yandan onun için okuyorum ve bir yandan da kendim için yalvarıyorum Allah'a 'ne olur benim güneşimi söndürme' diye.. Güneyden esen rüzgarların esiri olmuşuz biz, sıcak ve bir o kadar da yüreğimizi okşayan vazgeçemediğimiz esintiler. Ama duracağım yerimde, izleyeceğim gidişini. Sessiz ve fırtınasız olacak, sadece usulca yağan yağmurlar şahitlik edecek.. Çok gereksiz bir şekilde olacak. Yüreğimin çarpıntısını hissetmeye çalışacağım fakat başaramayağım.. Bakakalacağım ardından sessizce.. Ben yine bir pisliği oynayacağım.. Sol yanımda hasret olacak ismin, zamansız gidişini getirecek zihnime her zaman. Güneşli mevsimler hiç gelmez, gündüzlerimde sen doğmayacaksın. Yağmurlar hüzünlü ve her damlası yara açıyor bedenimde.. Gitme güneşim, yok etme gündüzlerimi, yaşanır kıl hayallerimi. Umuyorum bir gün geleceksin, yol arkadaşım nerdesin?.. Yazan: Cansın Mert
|
|
|
Elimi bırakma Zaman (25.06.2008)Zamana yüklenip duruyorum yazılarımda. Ne alıp veremediğim varki seninle durdurulması bir saniye bile mümkün olmayan acımasız zaman. Oysa ben seninle arkadaş olmak istiyorum, hayatımın bir kelebek ömrü kadar kısa süreceğini bilsem bile senden bir şeyler öğrenmek istiyorum. Yıllarım çok çabuk geçiyor artık. Herkes gelip geçiyor fakat sen her zaman benim yanımdasın, bırakmıyorsun beni. Vazgeçmiyorsun benden. Çok alıştın bana değil mi? Evet, bende sana.. Çoşkuyla yürüdüğümüz yollar kapandı mı aşkı ararken? Seninle avuçlarımız bom boş kaldı desene kader ortağım.. Hep bekledik seninle, vazgeçişlerin başrolleri biz olmamalıydık çünkü. Bu yolda yürümekten hiç vazgeçmedik seninle, gitmedik başka diyarlara..Yardımcı olmasan da bana bundan sonra, kelebek ömrü kadar kısa sürse de aşk denen tarifi mümkün olmayan şey isterse vazgeçer miyiz o isterse?.. Dönemeyiz artık eski şehirlere seninle, sen geriye dönmeyi sevmezsin çünkü dostum. Her ne kadar içimizde bir yara olarak kalsada..
Yazan: Cansın Mert
|
![]()
|
İşte Gerçek Bu (21.06.2008)Seviniyoruz, çokta mutluyuz. Bu dünyada var olmak ne kadar keyifli değil mi? Yüzlerimiz gösteriyor bunu coşkuyla, alabildiğine haykırıyoruz ya da haykırmaya çalışıyoruz fakat nereye, kime? Şükredin sadece, bu günler şans mı sadece, ellerinizi açmaktan çekinmeyin ve her şey için şükredin.. Şarkılardaki duyguları ayıklıyorum kendime mâl etmek için.
Arnavut kaldırımlarında vakitsiz yağan yağmurun tadını
çıkararak yürüyorum, neyi istediğimi bilmeden sokak sokak
dolaşıyorum ellerim cebimde.. Şarkılara dalarız öylece..
Amacın var veya yok dinlersin saatlerce.. Şarkı seni mi
anlatıyor veya müziğin ritmi ya da sanatçının kaderini yazan
sesi.. Hepsi bir araya gelince ne hissediyorsun, bu
açıklanabilir bir şey mi? Anılar mı diyorsun? Yaşamak
istediklerin mi yoksa hayattaki değer yargıların mı.. Kimi
zaman gün ağarıncaya kadar belkide, belkide martı sesleriyle
karıştığı zamanlara kadar.. Duyguların pekişsin, devam et,
buna değer. Bir dua misali.. Sadece bir şey kalmıştır bunun dışında, kaşlarını çatmamaya özen göster. Hayır, sinirden bahsetmiyorum, yoğunlaştığı zaman sol tarafın sıkıştığı zaman, dünya yansa da acıdan tutmalısın kendini hayat çok sert olsada.. Aynanın karşısındaki çocuk seni öyle görmeye tahammül edemiyor çünkü, üzme onu. Ona terli terli soğuk su içirme, bir daha dilediğince koşup oynayabilmesi için buna dikkat et. Çünkü birbirinize ihtiyacınız var, dikkat et her zaman, ateşe verme ömrünü, yüreğindeki ateşle yaşamayı öğrenenlerdensin sende.. İleriye doğru olan adımlarında hüzünlü çizgiler oluşmasın çehrende. İstediğin her şey kalbinde.. Başkaları bilmez görmez. O'na kulak ver. İşte gerçek bu.. Yazan: Cansın Mert |
|
|
Büyüdük Biz (19.04.2008)Yazıyorum, nedenini de biliyorum aslında.. Ama sadece yazmak için yazmıyorum. Duygular var, her tattan zaman geçtikçe biriken duygular. Bunları hafifletmek mi amacım yoksa bu yazıyı yazarken çoğalmalarına yardımcı olmak mı?.. Oysa yazmak geride bırakacak mı duyguları.. Yaza yaza beynimden ve yüreğimden çıkıp kağıtlara yapışacak mı bir bir hepsi? Varsın çıksın ya da çıkmasın zaten çıkmasını da istemiyorum, yaşlanmak güzel şeymiş hakketen. Dönüp arkana nasıl büyüdüğünü görmekte güzelmiş. Eski günlere dönseydim keşke diyorsun belki ama şimdiki aklında bunları söylüyorsun. Keşke gidebilsek değil mi şuanki düşüncelerimizle geriye.. Öğreniyoruz biz sıkma canını olması gereken düzen bu. Yakalayamacaksın, tutamayacaksın bu dört dörtlük düzeni, her zaman aklının bi köşesinde kalacak o 'geçmiş' denilen güzellikler. Güzellikler evet, kötüde geçmiş olsa güzeller. Büyüttüler seni farkında değil misin? Geçmiş hepimizin geçmesi zorunlu olan bir yolmuş meğersem. Geri adımlarının çok ağır, ileri adımlarının çok hızlı olduğu bir yol. Bu yolda bedenlerden çok kalpler yoruluyor.
Yazan: Cansın Mert
|