Bu site Cansın Mert'in yazmış olduğu yazıları, tasarlamış olduğu web sitelerini, fotoğraflarını, karakalem çalışmalarını, seçmiş olduğu fotoğrafları, videoları ve CV bilgilerini göstermek için hazırlanmıştır.

CV için tıklayınız

 

 

Dayan Kalbim (09.05.2009)

Kalbin mi kırıldı seninde? Geçmek bilmiyor değil mi günler.. O zamansız çelmelerin kurbanı olmuş yüreğin dayanmıyor buna.. Söylemek lazım bilsinler değil mi bunu? Kırık kalpler özlenmez, özleyeceksen eğer kırmamalısın o kalbi.. Kırık kalpler karayolunun müdavimi yüreğim, bitmek bilmeyen bu amansız yolun daimi yolcusu olmuş. Hiç sevmiyorum bu yolu, kimsenin yolu düşmesin buraya.. Her yerde kan var, her yerde kazalar.. Yürekler paramparça, yolların kenarında öylece uzanmış ölümü bekliyorlar.. Tatil, bayram dinlemeyen canavarlara ne demeli? Çok dikkat etmelisin onlara, yüreğini kırmak için bekler dururlar sinsice.. Kandırmak için yol ararlar. Sahte bakışlarının esiri olmamalısın onların.

Param parça oldu kalbin, ama hala yaşamaya çalışıyorsun bu hayat denilen bir tutam çilede..  Gülen yüzler bir gün solar, olan yine kalbine olur, hiç bırakma yaraları içinde. Özlemler de biter elbet, tan ağarmaz gecelerde.. Canın sıkılır, boğar seni o dört duvar, atarsın kendini sokaklara elinde damla damla kanayan kırık kalbinle..  Sahilde öylece oturursun banklardan birine, nefesin değer üşüyen tenine.. Yüreğin sana bakar, sen de yüreğine.. Isıtmaya çalışırsın kollarınla sararak onu. Fakat o iflah olmaz umutların esiri olmuştur çoktan.. Ay'a bakar doya doya, seni de davet eder bu yola.. Gözlerine yazılmış bir destan olur gökyüzü.. Samanyolu'ndaki yıldızlar elele tutuşup kalbin için dua eder. Dayanacak gücü kalmamış kalbin, onların dualarıyla yaralarını sarmaya çalışır umutsuzca.

Ertesi gün uyandığında, yüreğin sızlamaya devam eder o gözyaşlarınla ıslanan yatağında.. Ektiğin umut tohumlarının yeşermesi için akıtırsın gözyaşlarını hıçkıra hıçkıra.. Aşk sözcükleri söylenirken güneş için, yüreğin saklanır ay için.. Ve her gece olduğu gibi tekrar tekrar atar kendini sahilin ıssız banklarına.. Dalgalar hüzünle vurur kıyıya, her vuruşunda yüreğine hançeri saplar acımasızca.. Zamanın geçtiğini anlatmaya çalışırlar sana.. Hasretin vuslata döndüğü anlarda hep içini acıtırlar. Uzaklara bakmaktan yılma hiç bir zaman, ruhun fırtınaları severse geçer bu acı ancak..  Limana yanaşan her yüreği ilacın sanma, elbet bir gün bulunur acının çaresi ama zaman durmaz akar, bunlara kanma..

Yazan: Cansın Mert

 

Beklemeyi Bileceksin (09.02.2009)

Beklemeyi bileceksin. Ve neyi beklediğini çok iyi bileceksin. Gözünün önüne gelecek O, sanki O'nu yaşıyormuşçasına bileceksin tam zamanını.. Ve o zaman çıkacaksın karşısına, avuçlarındaki tüm her şeyi O'na sunmak için.. Yüreğini dizginlemek işte böyle bir şey. O'nu beklerken geçen her saniye, O'nu bir daha tanır ve bir kez daha seversin. Ellerini tutuşunu, gözlerine bakışını hayal edersin. O'nu her düşündüğünde daha önce hiç konuşmamış, hiç görmemiş gibi, yeniden görür kalbin.. Ve O zihninde her belirişinde kalbinin atışını doyasıya hissedersin.


Henüz tanımadın belki de O'nu, ama tanırmış gibi yokluğunu hissedersin, içinde O'nun duyamadığın seslerini hayal edersin. Sanki hep varmışta, hiç olmamış gibi.. Ararsın O'nu, atarsın sokaklara kendini.. Gece gündüz yollarda gözlerin arar O'nu.. Her mevsim sonbahar gibi gelse de sana, gözyaşların yağmuru olmuştur artık mevsiminin. Ama yılmayacaksın hiç bir zaman, güçlü olmalısın.. Belki de daha ne fırtınalı mevsimler geçirecektir beklemekten bıkmış, usanmış bedenin.. Gönül ferman dinlemese de, dünler harap olsa da bıkmasın usanmasın gönlün. Varsın geçsin, bitsin ömrün O'nu beklemekten. Hiç yorulma, yorulmamalısın, vazgeçmemelisin bu yoldan.. Bedenin bitirmek istese de bu kaderine boyun eğerek, yok etme bedenini kara olsa da bahtın bu kadar. Boyun eğ ve bekle. Gözlerinin pınarı kurusa da dualarında ağla için için. Sabır taşı kesilse de yüreğin, uçamaz olsanda yem yeşil ağaçlarda doya doya, kuru dallarda adını sayıklayan bir bülbül misali yaşa hayatını..

 

Sokaklarda yürürken küçük bir çocuk görürsün gülüp, oynayan.. Mutsuzsun ama umutsuz değilsin, bıkmamalısın bu yolda yürümekten. Bir gün o küçük çocuğun yerine O'nu göreceğin günü bekleyerek geçmelisin her zaman oradan.. O'nun izinde çakılıp kalsanda, gözyaşlarınla sulansanda, bir gün ağlamazsan sakın kuruma. Geceleri hele hiç sormasınlar sana, tüm kadehler dert ortağın olmuş senin, deli olmuşsun O'nu düşünmekten, gündüzleri yine sakinliğe vurursun. Kuşlar kaçışır yağmur yağdığında, sen beklersin yerinde.. Ağzından çıkan kelimeler gelir aklına, duydukça ıslanırsın. Senin yağmurun O olmuştur artık. Dilediğince ıslanırsın O'nun yağmurunda.. Varsın olsun bin yıl, O'nu beklemekten geçen her dakika. Ardına kadar aç yüreğindeki hayat kapısını.. O kapının hiç bir zaman çürüyemeceğini bilerek bekle O'nu büyük bir sabırla. Fakat şunu da bil ki, O yokken yağan her su damlası bu kapıyı ve yüreğini çürütmeye devam edecek..

Yazan: Cansın Mert

 

Yok Oldun (17.01.2009)

Herkes birbirinden suçluydu oysa o gece.. Birbirlerinin gözlerinde kendilerini görmemek için bakışlarını saklıyorlardı. Başka gözlerden kabul görebilmek için yalana göz yumdular. Ama ben peşimdeki gölgeden habersiz, sırtımı yalana, yüzümü güneşe döndüm. Uzun süren kıştan sonra, güzel bir baharı haketmiştim artık. Gözyaşlarıyla biriktirdiğim incilerden birini aşkla bıraktım sana..

Fakat bu emanete layık olmadığını düşünüyordum. Kendimle yüzleşmek için baktım aynaya. O anda ne geçmiş, ne gelecek vardı. Artık sadece sonsuz bir şimdiyle kuşatıldığım an vardı. Bir resim beliriverdi zihnimde.. Onun seni yok etmek için silahla geldiği günler geldi aklıma.. Ve o zaman da sen benim arkama saklanmıştın, aynı böyle.. Korkma benim silahım falan yok. O adamın neler hissettiğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Onunda midesi bulanıyordu demek ki.. Aynı böyle iğreniyordu. Tek farkımız benim silahım yok. Seni bitirmek için, silaha ihtiyacım da yok.

Şimdi öldürdüm artık seni. Bittin benim için. Yok oldun, yoksun. Hatalar parlak cismi yansıtan ayna gibi gözlerine tutulmuştu.. Öfke ve nefretle kamaşan gözlerin, bir şey göremiyordu şimdi. Bitti işte.. Ben hastalığı yendim. Şimdi sen artık istediğini zehirle, istediğin kadar zehirlen umrumda değil.. Yaşananlar yüzünden yaralı bir savaşçı gibiyim. Şimdi düştüğüm yerden dersimi almış olarak kalkacak, bir kez daha omuzlarımdaki yükle çarpışmaya devam edeceğim..

Derleyen: Cansın Mert

 

 

 

Gözyaşları (10.01.2009)

Sen benim gözümde hala küçük bir kız çocuğusun. Hala sokaklarda dilediğince koşan, elma şekeri dudaklarının çevresine yapışmış, gözlerindeki parlak güneşi kaybetmemiş bir çocuksun. Dilediğince oynayabilirsin sokaklarda gündüzleri, ama dikkatli olmalısın, zamanın nasıl geçtiğini anlamayabilirsin eğlenirken.

 Tanımadıklarınla konuşma, onların sana vermek istediği hiç bir şeyi kabul etme. Malum içlerinde kötü niyetli olanlar olacaktır. Dünya böyle bir yer, dikkatli olmalısın. Vakit geçmek bilmiyor değil mi sokaklarda?.. Ne zaman saatin durduğunun farkında değilim bende.. Etrafıma baktım fakat hiç kimse göremedim zamanı soracak. İşte zaman kavramı böyle kayboldu bende..

Onu aramaya çıktım bende senin gibi sokaklara, bulabilecek miydim bilmiyorum ama onu aramam gerekiyordu. Ve seni gördüm parkta, salıncakta sallanırken.. O kadar yükseğe çıkıyordun ki, sanki gökyüzü ile bütünleşen melekler gibiydin. Gülüşünü o kadar uzaktan görebiliyordum. Sen gülüyordun, tüm dünya gülüyordu.. Öylece duruverdim o an. Sendeki o ışığı gördükten sonra, zaman benim için tekrar başlamıştı. Seni saatlerce izleyebilirdim o salıncakta.. Yaklaştığımda gördüm ki; aman Allah'ım gözlerinden dökülen şeyler gözyaşı olamazdı.

Buna inanamadım, o güleç yüze yakışmıyordu gözyaşları.. Hayatın acımasızlığına aldırış etmeden gülüyordun. Fakat içinde kalan yaraların dinmediğini anladım, hemen yanına koştum.. O çaresiz yüreğini ısıttım, yorgun düşen gözlerini sildim hemen ellerimle.. Yanakların pamuk şekeri gibiydi, ısırmamak için kendimi zor tutuyordum. Gözlerini her kırptığında bir damla yaş akıyordu yüzünden, hiç bıkmadan sonsuza kadar silebilirdim gözyaşlarını fakat yine ay doğuyordu. Karanlık çökmeden evine bıraktım seni, geceler sana göre değil biliyorsun.

Ertesi gün seni o parkta görebilmenin heyecanıyla kapadım gözlerimi fakat açamadım gözlerimi bir daha.. Beni göremesende artık karşında, merak etme ben acılarını silmek için dualar edeceğim. Gözyaşlarını görmek istemiyorum, dayanamıyorum sana yakıştıramıyorum en küçük damlayı bile. Lütfen hayatın seni dizlerinin üstüne çöktürmesine izin verme, her şeyle tek başına başa çıkabilecek gücün var bunu biliyorsun. Gözyaşlarından kurtulmak istemiyor musun yoksa? O zaman sana soruyorum küçüğüm; gözlerinden akan yaş acılarına çare olur mu?..

Yazan: Cansın Mert

 

 

 

 

Çıkmaz Sokaklar (30.11.2008)

Yazıcam bu gece yine ama her zamanki gibi kelimeler, cümleler beklemeyin benden, sade olacak.. Bu sefer gözyaşlarım dingin olmayacak, deli gibi akacak yollarından. Akmaktan yorulacak, durup onlar ağlayacak bu sefer için için.. Deli gibi içmek istiyorum. Daha beş dakika geçmedi, üçüncüyü yuvarlıyorum tabiri caizse.. Ben yuvarlanıyorum aslında, yüksekler bana göre değilmiş demekki, demekki nerede olursan ol aslında avucunda bir şey yokmuş.. Ne kaldı ki ellerimde şimdi, loş boş bir oda, içinde sadece senin anıların..


Hiç. Param parça kalbimle yaşamaya çalışıyorum bu güzel dünyayı. Görebiliyorum güzellikleri fakat dağıldı benim içimde her şey. Tüm her şey dağıldı organlarımla beraber dört bir yana. Her tarafım sızım sızım titriyor. Neye yaşıyorumki ben bunca senedir?.. Kim anladı ki derdimi, isyan etmek istemiyorum ama soruyorum kim anlayabildi ki.. O keman varya şuan çalan, damarlarım sızım sızım sızlıyor çalarken, içersinde acılarım süzülüyor, dolaşıyor tüm bedenimi.


Kime neyi dert yanayım, ben yürüdüğüm tüm sokaklar çıkmaz sokak olmuş, uzun ve uçsuz bucaksız yolların kurbanı olan ben ve sen şimdi neredeyiz?.. Fotoğraflardaki bakışlarını hissedemiyorum. Ruhsuz gibiyim. Ya da gitmiş o seninle birlikte, alıp götürmüşsün uzaklara.. Bu yazı her zamankinden farklı oldu. Öz ve kısa.. Tutunmaya çalışıyorum hayata.. Eskisi gibi tat alamıyorum meyvelerden, yağmurdan.. Yıllar.. Yalanlarla dolu geçen gayrı yıllar.. Çok mutluyuz değil mi şimdi, hah.. Öyle bir sarıl ki bana yaşam sadece o saniyelerden ibaret olsun benim için. Alabileceğim tüm tatları, tüm nefesi alayım o an.


O son sarılışın hani, ne kaldı ki zihinde bu acı hikayelerden başka.. Off, her şey ne kolay, ellerim gitmiyor, ileriye bakacak gözler kalmadı artık bende. Nereye baksam seni görmek istiyorum, ama yoksun. Ne diyebilirim ki, ağlamıyorum artık, yaş kalmadı dökmekten.. En son yüreğimden döküldü sözler artık buraya, yapabileceğim bir şey yok bunu biliyorsun.


Yüzümü yıkamaya gittim, aynaya baktım, baktım, baktım.. Gözlerime baktım, neredeler anlayamadım.. Düşüncelerimle elim uzandı kadehe, iyiyim çok iyiyim, sadece seni düşünmekten basit bir ayyaş oldum o kadar..

Yazan: Cansın Mert

 

 

 

Sadece Gel (04.11.2008)

Hala sensiz geçiyor günlerim, öylece oturuyorum o sarı tahta sandalyemde. Ne zaman geleceksin diye sormuyorum sana, sormuyorum çünkü sende bilmiyorsun ne zaman beni kollarının arasına alacağın zamanı.. Kollarımı koyacak bir dayanağım, bir masam bile yok. Ellerimi kenetlemişim birbirine, sanki onlar seni yaşıyormuşcasına..

Kırmızı ışıklarda beklemek zor geliyor artık. Herkes bir bir amacına ulaşıp mutlu sona varıyor. Neden bende karşıya geçmek bu kadar zor? Neden bu geçidi geçmek için attığım her adımı geri çekmek zorunda kalıyorum?.. Yeşil ışığı görmek istiyor gözlerim artık, gel benim ışığım ol. Artık yoruldum, çok yoruldum adımlarımın kederini ve ızdırabını çekmekten. Aşkı nadiren görebiliyorum. O da sadece rüyalarımda. Rüyalarda da olsa seni yaşamak, seni hissetmek harika. Sabah uyandığımda gördüğüm rüyaların gerçek olmadığını anlasamda, yüreğimdeki o acıyla devam ediyorum hayata..

Ben hariç keşke herkes bir dağa tırmansaydı. Artık görmelerini istemiyorum çünkü düşüşlerimi.. Savrulan rüzgarların sebebi ben olmak istemiyorum artık!.. Sana hiç bir zaman ulaşamasam bile, hiç bir zaman solmayan dağlardaki açan mis kokulu çiçeğim ol benim. Mor yapraklarını çevrendeki kayalar korusun, koparamasın, dokunamasın hiç birine hiç kimse.. Sadece izleyebilsinler güzelliğini uzaktan. Kıskanıyorum seni bağışla, ben sonbaharın sonlarına yaklaştım. Biliyorsun bunun sonu uçsuz bucaksız beyazlar. Beyazlarla bir olmadan gel yüreğime.

Senin yerin hiç bir zaman değişmedi bende. Çocuk olduğumuz günler geride kaldı fakat adını kazıdığım ağaç hala aynı yerde. Başka hiç bir sevgiliye vermemiştir bedenini. Kazımıştır bedeninden ruhuna bizi, görmüştür o da bu büyük sevgiyi.. Gide gide imlâm bozuluyor. Sözcüklerim darmadağın oluyor zihnimde, aktarırken beyazlığa göz yaşlarım mürekkebi zehirliyor, yazamıyorum..

Ve bu gece yine her zamanki gibi büyük bir istekle gözlerimi yumuyorum, gözbebeğimsin sen benim rüyalarıma düşen.. Seni kurtarmak için ağlıyorum geceleri, gel lütfen, sadece gel.. Kirpiklerime tutun gel yüreğim, gel yüreğim dayanmıyor artık mülteci olmuşum bu dünyada ben.. Gün geçtikçe artan yaralarıma dokun, kendime, kendine getir beni. Yoksa artık su alan bu gemide tüm yaralarımla beraber tuzlu suyun daimi mahkumu olacağım..

Yazan: Cansın Mert

 

 

 

 

Yol Arkadaşım (15.07.2008)

Duruyorum öylece karanlığın tam ortasında, yüreğimdeki güneşin batışını hissediyorum. Ölüyor gibiyim, sol yanımdaki sızı hiç bir hastalıkta görülmemiş bu güne kadar.. Gündüzleri tekrar görebilecek miyim yansımaları, yüreğim buna yardım edecek mi, tekrar pembe gözlüklerle görebilecek miyim her şeyi?.. Aslında gözlük takmam ben, gözlerim öyle görmesini bilirdi güneşim varken. Abartmıyorum sızımı bunu ancak yaşayan bilir, ayrılıkları yağmurlar bilir ve her damlası bu ateşi söndürmek için çabalar, fakat başaramaz.. Yazık olur boşa yanan kalplere, üzülürüz güneşi bir daha doğmayan yüreklere.. Güneşim kim bilir şimdi nerede.. Acayip bir haldeyim, beni bu halde görmeyin ne olur.

Saçlardaki aklarımın sebebini sormayın, söyleyemem.. Acemi bir terzi gibi yamamaya çalışıyorum ruhumdaki sökükleri fakat başaramıyorum, o kadar acemiyim ki bu konuda. Ve bir o kadar da hassas.. Hayatın acımazlığı olarak algılıyorum bunu ama bununla barışık kalmaya çalışıyorum çünkü esas olan senin ne kadar vurduğun değildir. Senin ne kadar ayakta kalabildiğin, ne kadar direnebildiğin, ne kadar ilerlediğin önemlidir. Acıbadem kurabiyesi aldım elime bir yandan onu ısırıyorum, bir yanda duygular yansıyor bu cümlelere.. Hayatta tıpkı bu kurabiye gibi değil mi, acımasızdır. Güçsüzlüğünü gördüğü anda seni tekmelemeye başlar fakat gönül gözüyle görebilen içindeki tatlılıkları hissetmeye ve yaşamaya başlar. Bu bir bağlamda acıklı komedidir. Acile götürün beni biran önce, yüreğimdeki güneş tam anlamıyla sönmeden geri döndürün bunu.. Yoksa ben nasıl hayatıma devam edeceğim?..

Aç acına yaşıyorum yıllarca, güneşi hissebilmek beni yaşama bağlamaya yetiyor, o her geçen gün sönükleştiğini bilsemde içimde ufak bir kıvılcım kalana kadar onun bana verdiği son alevini hissedene kadar doya doya yaşayacağım. Yol arkadaşım olmuştun oysa ki.. Oysa ki sırf yol arkadaşım değil, yaşama bağlayanımdın.. Açık sözlü olamadı dilim, gurur denen lanet olası şey çıkıverdi karşıma.. Güneşin tekrar doğmayacağını bile bile susturdu dudaklarımı. Ah adaletsiz günler, biri birine uymayan asaletsiz günler.. Geçip gidin hayatımdan, durmayın buralarda bir saniye bile. Sizin ne işiniz varki benimle, bakın keyfinize.. Ben adapte olmuşum yüreğimin sessizliğine.. Adet edinmişim, gözyaşlarımın süzüldüğü yolları kendime.. Gidiyorum oralarda öylece, güneşin batışını izliyorum ve zaman akıp gidiyor gözyaşlarımla birlikte.. Ellerime konan serçe ayakları misali bir hafifliğin vardı tenimde.. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış gibiyim, dualarımda dinmeyen bir af beklentisi var.

Kaderimi yaşıyorum tek göz odada ve bekliyorum çıksın gelsin o af bana, çıkarsın beni karanlığın ortasından. Beyoğlu'nun ücra köşelerindeki meyhanelerdeki dostlarımı da.. Gecemiz gündüzümüz olmuş bizim, rakımız hayallerimiz, mezemiz ümitlerimiz. Gündüzlerimiz ise acılarımız.. Ağır kayıplar veriyoruz gün geçtikçe, dostlarımın yüreklerindeki güneş bir bir sönüyor istemeselerde.. Onlara dua ediyorum mezarlarının bir köşesinde. Oturmuş okuyorum güzelliklerini gecelerce.. Bir yandan onun için okuyorum ve bir yandan da kendim için yalvarıyorum Allah'a 'ne olur benim güneşimi söndürme' diye.. Güneyden esen rüzgarların esiri olmuşuz biz, sıcak ve bir o kadar da yüreğimizi okşayan vazgeçemediğimiz esintiler.

Ama duracağım yerimde, izleyeceğim gidişini. Sessiz ve fırtınasız olacak, sadece usulca yağan yağmurlar şahitlik edecek.. Çok gereksiz bir şekilde olacak. Yüreğimin çarpıntısını hissetmeye çalışacağım fakat başaramayağım.. Bakakalacağım ardından sessizce.. Ben yine bir pisliği oynayacağım.. Sol yanımda hasret olacak ismin, zamansız gidişini getirecek zihnime her zaman. Güneşli mevsimler hiç gelmez, gündüzlerimde sen doğmayacaksın. Yağmurlar hüzünlü ve her damlası yara açıyor bedenimde.. Gitme güneşim, yok etme gündüzlerimi, yaşanır kıl hayallerimi. Umuyorum bir gün geleceksin, yol arkadaşım nerdesin?..

Yazan: Cansın Mert

 

 

 

 

Elimi bırakma Zaman (25.06.2008)

Zamana yüklenip duruyorum yazılarımda. Ne alıp veremediğim varki seninle durdurulması bir saniye bile mümkün olmayan acımasız zaman. Oysa ben seninle arkadaş olmak istiyorum, hayatımın bir kelebek ömrü kadar kısa süreceğini bilsem bile senden bir şeyler öğrenmek istiyorum. Yıllarım çok çabuk geçiyor artık. Herkes gelip geçiyor fakat sen her zaman benim yanımdasın, bırakmıyorsun beni. Vazgeçmiyorsun benden. Çok alıştın bana değil mi? Evet, bende sana.. Çoşkuyla yürüdüğümüz yollar kapandı mı aşkı ararken? Seninle avuçlarımız bom boş kaldı desene kader ortağım.. Hep bekledik seninle, vazgeçişlerin başrolleri biz olmamalıydık çünkü. Bu yolda yürümekten hiç vazgeçmedik seninle, gitmedik başka diyarlara..Yardımcı olmasan da bana bundan sonra, kelebek ömrü kadar kısa sürse de aşk denen tarifi mümkün olmayan şey isterse vazgeçer miyiz o isterse?.. Dönemeyiz artık eski şehirlere seninle, sen geriye dönmeyi sevmezsin çünkü dostum. Her ne kadar içimizde bir yara olarak kalsada..


Yaşamama şahit olmak istiyorsun aşkı sende biliyorum fakat hissetmeden, konuşmadan, dokunmadan mümkün mü bunu yaşamak? Ellerimi uzattığımda dokunamadan yaşamak.. Aşk, yalan mı gerçek mi, sen bu cevabı bulmama yardım et bana.. Yılları hızlandırmaya başladın artık. Anladın ki bir şey çıkmayacak böyle yaşamaktan. Artık ne çabuk geçiyor yıldızların kayıp gittiği o güzelim geceler.. Geriye dönüp baktığımda ise eskiden vakit geçmek bilmezdi dostum, doya doya yaşardım ve sen buna gülümseyerek şahit olurdun. Ne zaman hızlandırdın hayatımı, hiç farkına varamadım hala.. Ne kaldı ki elimde senden başka.. Bir kırık yüreğim ve boş avuçlarım.. Her şeyim gitti benden. Sen neden bırakmazsın ki bu çulsuzu?.. Çok mu seviyorsun beni? Çok mu bağlandın bana? Yoksa seninde mi kimsen yok?..


Dedim ya her şeyi bıraktım, istemeden de olsa yanıma kırık kalbimi alarak geldim yanına.. Umutlarımı, hayallerimi, isteklerimi bıraktım da geldim sana.. Artık bundan sonra çabalar neye yarar, yaşayacağız beraber seninle bu hayatı, ömrümü kısa tutsanda bundan sonra umrumda değil. Ben zaten acıların en büyüklerini tattım, en derin çukurlara düşsem de artık ne yazar..

 

Yazan: Cansın Mert

 

 

 

 

 

İşte Gerçek Bu (21.06.2008)

Seviniyoruz, çokta mutluyuz. Bu dünyada var olmak ne kadar keyifli değil mi? Yüzlerimiz gösteriyor bunu coşkuyla, alabildiğine haykırıyoruz ya da haykırmaya çalışıyoruz fakat nereye, kime? Şükredin sadece, bu günler şans mı sadece, ellerinizi açmaktan çekinmeyin ve her şey için şükredin..

Şarkılardaki duyguları ayıklıyorum kendime mâl etmek için. Arnavut kaldırımlarında vakitsiz yağan yağmurun tadını çıkararak yürüyorum, neyi istediğimi bilmeden sokak sokak dolaşıyorum ellerim cebimde.. Şarkılara dalarız öylece.. Amacın var veya yok dinlersin saatlerce.. Şarkı seni mi anlatıyor veya müziğin ritmi ya da sanatçının kaderini yazan sesi.. Hepsi bir araya gelince ne hissediyorsun, bu açıklanabilir bir şey mi? Anılar mı diyorsun? Yaşamak istediklerin mi yoksa hayattaki değer yargıların mı.. Kimi zaman gün ağarıncaya kadar belkide, belkide martı sesleriyle karıştığı zamanlara kadar.. Duyguların pekişsin, devam et, buna değer. Bir dua misali..

Değer yargıların olmalı büyük ihtimalle.. Daha ne yaşadık ki biz, kaç yaşındayız? Küçük yaşlarda çok büyük sorumluluklar alanlardan mıydınız? Sevinin, gözleriniz dolu dolu bakıyor artık hayata.. Hayat nasıl bir şey böyle, her yer soğuk ve karanlık, kendi kendine tarifsiz, hayatına şükret bu yazının bu satırına gelebildiysen eğer hayat seni olgunlaştırıyor. Bomboş kaldıysa da zaman zaman avuçların, her zaman bekle, vazgeçme.. Avuçlarından kayan giden zamana hiç bir zaman üzülme çünkü onu en iyi şekilde kullananlardan biri de sensin emin ol..

Sadece bir şey kalmıştır bunun dışında, kaşlarını çatmamaya özen göster. Hayır, sinirden bahsetmiyorum, yoğunlaştığı zaman sol tarafın sıkıştığı zaman, dünya yansa da acıdan tutmalısın kendini hayat çok sert olsada.. Aynanın karşısındaki çocuk seni öyle görmeye tahammül edemiyor çünkü, üzme onu. Ona terli terli soğuk su içirme, bir daha dilediğince koşup oynayabilmesi için buna dikkat et. Çünkü birbirinize ihtiyacınız var, dikkat et her zaman, ateşe verme ömrünü, yüreğindeki ateşle yaşamayı öğrenenlerdensin sende.. İleriye doğru olan adımlarında hüzünlü çizgiler oluşmasın çehrende. İstediğin her şey kalbinde.. Başkaları bilmez görmez. O'na kulak ver. İşte gerçek bu..

Yazan: Cansın Mert

 

 

Büyüdük Biz (19.04.2008)

Yazıyorum, nedenini de biliyorum aslında.. Ama sadece yazmak için yazmıyorum. Duygular var, her tattan zaman geçtikçe biriken duygular. Bunları hafifletmek mi amacım yoksa bu yazıyı yazarken çoğalmalarına yardımcı olmak mı?.. Oysa yazmak geride bırakacak mı duyguları.. Yaza yaza beynimden ve yüreğimden çıkıp kağıtlara yapışacak mı bir bir hepsi? Varsın çıksın ya da çıkmasın zaten çıkmasını da istemiyorum, yaşlanmak güzel şeymiş hakketen. Dönüp arkana nasıl büyüdüğünü görmekte güzelmiş. Eski günlere dönseydim keşke diyorsun belki ama şimdiki aklında bunları söylüyorsun. Keşke gidebilsek değil mi şuanki düşüncelerimizle geriye.. Öğreniyoruz biz sıkma canını olması gereken düzen bu. Yakalayamacaksın, tutamayacaksın bu dört dörtlük düzeni, her zaman aklının bi köşesinde kalacak o 'geçmiş' denilen güzellikler. Güzellikler evet, kötüde geçmiş olsa güzeller. Büyüttüler seni farkında değil misin? Geçmiş hepimizin geçmesi zorunlu olan bir yolmuş meğersem. Geri adımlarının çok ağır, ileri adımlarının çok hızlı olduğu bir yol. Bu yolda bedenlerden çok kalpler yoruluyor.


Beden bilinmez bir yerde mücadele veriyor. Mücadele veren sadece bedenim mi yoksa onun barındırdığı yüreğim mi? İkisi çok iyi kardeşler bende. Geçmişe yolculuğa çıkarsak eğer azılı iki düşmandı diyebilirim onlar için. Yaşlandıkça sevdiler birbirlerini, hayatı anlamlı yaşamak için birbirlerini sevmek zorunda olduklarını anladılar. Ve çokta mutlular, öyle bağlılar ki birbirlerine.. Onların mutluluğu bana da yansıyor. İyiyim ben, hayatta olmak güzel. Bize verilmiş bu ödülü bir kere kullanıyoruz iyi ya da kötü şekilde. Yanıyor mu yürekleriniz sizinde sızlıyor mu arada? Cevabını duyuyor gibiyim, evet sızlasın ve yansın yüreklerimiz. Çünkü biz ancak böyle büyüyebiliriz. Böyle saçlarımız beyazlar ancak. Hayat bize böyle alışabilir.


Biz demek istemiyorum aslında, ben demek istiyorum. Yanlış anlamayın ben dememi, hepimiz biriz aslında. Fakat biz olarak bir değiliz. Birer birey olarak biriz. Yalnızız biz, gözlerinin alabildiğine gördüğü doluluklara aldanmayın. Onlar sadece gündüzleri güneşin yansıması. Oysa geceleri var birde en az gündüz kadar hakkı olan geceler. O zaman doldurulmuş görüntüler ve görünmesi istenilen duygular ve o gülücükler nerede? Ayın soluk yansımasının gücü onları çıkarmaya yetmiyor değil mi? Sineye çek kendini, dur bir saniye bekle çok sessiz ol duyuyor musun? Duyamıyorsun değil mi onların seslerini, bende duyamıyorum. Boşuna saçlarımız ağarmıyor bizim, yollar bitmez, kader tüketsede bazen, ruh tükenmez..

 

Yazan: Cansın Mert